Rasulullah diyarı (MEDİNEden) selamlar - Blogcu



Rasulullah diyarı (MEDİNEden) selamlar



More Cool Stuff At POQbum.com

Hakkımda

evli ve 4 çocuk annesiyim medine de yaşıyorum hayatta en cok deger verdigim sey önce Rabbim sonra Rasulum sonra biricik eşim ve ailem veeeeee dostlarimdır.aranızda olmaktan çok mutluyum en büyük emelim rabbime iyi bir kul rasuluma layık bir ümmet olabilmek. birilerine faydalı olabilmek en büyük amacım inş mevlam muvaffak eyler amin


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* ArÅŸiv

Kategoriler


Arkadaşlarım































CINAR RADYO BURSA
SEFERTASI...DOLU DOLU HERÅžEY

Kalp Krizi ve Sıcak Su

 

Kalp Krizi ve Sıcak Su
Bu çok güzel bir yazıdır. Sadece öğünlerden sonra sıcak su içme
konusuna deÄŸil kalp krizi risklerine de deÄŸinmektedir.
Çinliler ve Japonlar yemeklerinden sonra soğuk su değil sıcak çay içerler.
Belki biz de yemekten sonra sıcak bir şeyler içme alışkanlığımızı onlardan edindik.
Eğer yemeklerden sonra soğuk şeyler içiyorsanız bu yazı size
hitap ediyor. Yemekten sonra soğuk bir şeyler içmek sizi rahatlatabilir.
Ancak tükettiğiniz soğuk su katılaşarak yağlı bir madde haline döner ve
yavaş bir şekilde sindirilir. Bu asitli tepkime bozularak bağırsakta katı
maddelerden daha hızlı bir şekilde emilir. Bir kısmı bağırsağa yapışır.
Kısa bir süre sonra tamamen yağ haline döner ve kansere yol açar.
Yemekten sonra sıcak su veya çorba içmek en iyisidir.
Kalp krizi hakkında önemli birkaç bilgi





- Kalp krizi belirtisi her zaman sol kolun uyuşması değildir. Çenedeki şiddetli ağrıların da
farkında olun. İlk göğüs ağrınız kalp krizi sırasında gerçekleşmez. (Daha önce mutlaka
göğüs ağrınız olmuştur) Mide bulantısı ve şiddetli terleme de önemli kalp
krizi belirtilerindendir. Kalp krizi geçiren insanların %60 ı uyurken ölür.
Göğüsteki ağrılar sizi uykudan uyandırabilir. Lütfen dikkatli olun ve olanların farkına varın.

 
Bir kardiyoloji uzmanı diyor ki; Eğer bu mesajı okuyan herkes arkadaşlarına
gönderirse bir hayat kurtarır. Bu nedenle bu mesajı tüm önemsediğiniz
arkadaşlarınıza gönderin.


Tarih: 12:06, 15/12/2009
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

ayet

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiÅŸ kat kat tomurcukları olan yüksek hurma aÄŸaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

Kaf suresi  9-11


Tarih: 20:53, 12/12/2009 Kategori: ayetler
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

bayram Bu eÅŸsiz sevginin formülü ise “LAİLEAHE İLLALLAH-MU

resim
 
 
İsmailem, Hak yoluna canımı kurban vermişem
Süleyman Arif Emre'den


İsmail Peygamberin minâda kurban olmaya razı olmasının sırrı budur.
 
Demek ki Cenab-ı Hak bizleri seviyor, demek ki Cenab-ı Hak, bizlerden, tıpkı İsmâil Peygamber gibi, canlarımızı fedâ edecek derecede Kendisini sevmemizi istiyor.
 
Akabe Biatında Sahabe-i Kiram’ın, ‘malları ve canları karşılığında Peygamber Efendimizi korumak için’, Cenab-ı Zülcelal ile cennet mukabilinde, kesin alışveriÅŸe giriÅŸmelerindeki hikmetin de temelinde böyle bir fedâkarlık vadi yatıyor.
Hazreti Ömer Efendimiz, Peygamber Efendimiz’e,
“Yâ Rasulallah ben Seni anamdan babamdan sonra seviyorum” deyince, Efendimiz, “Yâ Ömer sen beni anandan babandan daha fazla sevmedikçe, sevginin kemâline eriÅŸemezsin,” ÅŸeklinde cevap veriyor. Bunun üzerinde, Hazreti Ömer Efendimiz “Ya Resulallah, iÅŸte ÅŸimdi ben seni anamdan babamdan daha fazla sevmeye baÅŸladım,”
diyor.
 
Bilindiği gibi Sahabei Kiramın hepsi; her fırsatta:
 
– “Anam babam Sana fedâ olsun diyerek sevgilerinin en üstün derecede olduÄŸunu” te’yid etmiÅŸlerdir.
 
Evet sevginin odağında Allah ve Peygamber muhabbeti vardır.
 
BaÅŸka hiçbir sevginin, bu sevginin üstüne çıkarılmasına, araya baÅŸka iliÅŸkilerin girmesine, zaten Tevhid akidesi müsaade etmez.
 
İbrahim Peygamberi, Nemrut ateÅŸe attığı zaman, Cenab-ı Hak Cebrail aleyhisselamı, İbrahim Peygamber’e gönderdi, bir isteÄŸin var mı diye soran Cebrail’e, İbrahim Aleyhisselam ÅŸu cevabı verdi:
 
– Seni bana gönderen benim ne halde olduÄŸumu biliyor, benim senden bir isteÄŸim yok, diyerek, Cebrâil’in dahi araya girmesine razı olmadı.
 
Razı olmadı çünkü Allah sevgisi o derecede üstün idi ki, canını, varlığını bile Allah’a fedâ etmek iÅŸtiyakı içinde bulunuyordu.
 
Åžehidlik niçin en yüksek mertebelerden biridir? Çünkü ÅŸehid, bir an önce Allah’a vasıl olmak, cennet ve cemâle eriÅŸmek için sabırsızlık içindedir de onun için.
 
Ama Cenab-ı Hak, “Rahmeten lil alemindir. Rahmeti gadabına galiptir. Bizim gibi naçiz kullarını, önce imtihan için çetin fedakarlıklarda bulunmamızı istiyor. Sonra rahmeti galebe çalarak, beklenmedik zamanda, tıpkı İsmail Peygamber’in yerine kurban etmesi için koç indirdiÄŸi gibi, kolaylıklar halkediyor."
 
Meselâ önce oruç tutun diyor, sonra rahmet deryası cuÅŸu hurûÅŸa geliyor. Bizler için açlığın etkisini en aza indiriyor.
 
Bir Allah dostu bu hali beyan ederek Cenab-ı Hakk’a:
 
"Sakın beni kızdırma, sonra senin ne derece merhamet sâhibi olduÄŸunu âleme faÅŸ ederim, Sana kimse ibâdet etmez haa" diyebiliyor.
 
Bütün bunlarla Mevlâmız bize hangi mesajı veriyor? “Ben mü’minleri çok seviyorum, siz de Beni mecnunlar gibi seviniz, Ben âlemleri bunun için yarattım, icabında kurban olmaya hazır olun, insanlık ÅŸeref ve haysiyeti ve kâmil insan olmanın ÅŸiârı böyle meydana çıkar diyor.”
 
Bu eÅŸsiz sevginin formülü ise “LAİLEAHE İLLALLAH-MUHAMMEDÜRRESULULLAH” kelime-i tevhididir.
 
Bir gün önce, Konyada “Åžebi Aruz” merasimi teÅŸ’id edildi. Bu merâsimin mânâsı, bilindiÄŸi gibi düÄŸün gecesi demektir. Hazreti Mevlânâ,
 
Dünyasını terkederek, dârı bekâyâ irtihal ânını, Cenab-ı Hakk’a vasıl olma anı olarak kabul etmiÅŸ, Cennet ve Cemâle nâil olma ÅŸeklinde deÄŸerlendirmiÅŸtir. Bizleri de bu yolda kemale eriÅŸmemiz için teÅŸvik etmiÅŸ, uyarmıştır.
 
Bizler ise ancak Üstad Necip Fazıl gibi, “Bir kırıntı yeter kereminizden,” diyerek, bu tecellilerin özlemiyle kendimizi teselli ediyoruz.
 
YA RABBİM! kırıntılarla çıktığımız bu yolda ismailler ibrahimler olmak dileÄŸiyle......
 
BAYRAMINIZ MUBAREK OLA......................


<_script /><_script /><_script /><_script />
İsmail Peygamber niçin Hak yoluna kendini kurban etmeye karar vermiÅŸtir. Çünkü Bezmi elestte, yani Ruhlar yaratıldıktan sonra insan olma haysiyetiyle hepimizin Allah’a verdiÄŸimiz söz bu manayı taşıyordu. “Evet Yarabbi, Sen bizim Rabbimizsin, Senin uÄŸruna dünya hayatında canımızı feda etmeyi de içine alan her türlü fedakarlığa razıyız. Bizi imtihan et, Senin katında daha yüksek mertebelere eriÅŸelim, daha fazla cemâliyin tecellisine nâil olalım" demiÅŸtik. Beraber ahde baÄŸlanmıştık.

  Hz. İbrahim ve Kurban

------------- Kurban Bayrami ------------

Åžeytan, Hazret-i İbrahim'den ümidini kesip, Hazret-i İsmail'in yanına gelir:
------------- Kurban Bayrami ------------

- Ey İsmail, nereye böyle?
- Ziyarete.
- Hayır baban, seni kesecek.
- Beni niçin kesecek?
- (Rabbim emretti) diyor.
- EÄŸer Allahü teâlâ emretmiÅŸse, bin canım dosta feda olsun.
------------- Kurban Bayrami ------------
İblisin vesvesesi bitmeyince Hazret-i İsmail, babasına der ki:
- Bu beni rahatsız ediyor.
- Ona taş at, uzaklaşsın.
------------- Kurban Bayrami ------------
Taş atıp Mina'ya geldiklerinde, Hazret-i İbrahim oğluna der ki:
- Canım yavrum, başımızda bela var. Bilemiyorum niçin had cezasına müstahak oldun?
- Babacığım, bu sözden kan kokusu geliyor.
- OÄŸlum, rüyada, seni boÄŸazladığımı görüyorum. Ne dersin? (Saffat 102)
- İnsan, sitem kamçısını yemedikçe kımıldamaz. Babacığım, sana ne emrediliyorsa yap, inÅŸaallah beni sabredicilerden bulacaksın. Başımı vermek benim için bir an sürer. Ama kendi elinle oÄŸlunu kurban etmek, gönlüne zor ve ağır gelebilir. Üç arzum var:
resim
Birincisi:
Ellerimi ve ayaklarımı sıkı bağla!
- Yavrucuğum, dosta giderken ağlayıp, feryat edilmez.
- Belki hançerem [gırtlağım] hançerine dayanamaz, elimi, ayağımı oynatır da seni üzerim.

resim
İkincisi: Beni yüzü koyun yatır, yüzümü görme, ben de yüzünü görmeyeyim ki, belki coÅŸarım da, senin babalık sevgin harekete gelir, ikimiz de, emri yerine getirmekte kusur ederiz.
resim
Üçüncüsü:
Annem beni göremeyince dayanamaz, onu teselli et ve iyilikte bulun.
resim
Melekler de ağlamıştı
Hazret-i İsmail aÄŸlarken melekler de aÄŸlar. Babası, bıçağı boÄŸazı üzerine koyunca, oÄŸlu güler.
- YavrucuÄŸum, bu halde iken niçin gülüyorsun?
- Gördüm ki bıçakta Besmele yazılı, dostun ismi yazılı olan bıçak, nasıl keser?
------------- Kurban Bayrami ------------
Hazret-i İbrahim, olanca kuvveti ile bıçağı çakar, bıçağın aÄŸzı döner ve kesmez. Kızıp, bıçağı yere çalar. Bıçak Allahü teâlânın emriyle dile gelip der ki:
- Bana niçin kızıyorsun? Sana kes diye emreden, bana da kesme diye emrediyor.
O zaman ÅŸu lütuf nidası eriÅŸti:
(Ey İbrahim, gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Güzel amel iÅŸleyeni iÅŸte böyle mükafatlandırırız. Bu açık bir imtihandı. OÄŸluna karşılık ona büyük bir kurbanlık koç fidye verdik)

resim
Hazret-i İbrahim, gökten inen koçu yakalayınca, oÄŸlunun baÄŸlarının çözüldüÄŸünü görür.
- YavrucuÄŸum, baÄŸlarını kim çözdü?
- Beni ölümden kurtaran dost, baÄŸlarımı çözdü.
- Ey oÄŸlum, ÅŸimdi dua et, ne istersen Allahü teâlâ kabul eder.
------------- Kurban Bayrami ------------
Hazret-i İsmail ÅŸöyle dua etti:
(Ya Rabbi, Kıyamette, mümin olan herkesi maÄŸfiret eyle!)
(Bütün müminleri maÄŸfiret ettim ve bağışladım) müjdesi geldi. (R. Nasıhin)


Tarih: 21:36, 29/11/2009 Kategori: dini bilgiler sorular ve cevaplar
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

basortusunun haykirislari......




>
>Burası bir kumaÅŸ pazarı... Ben de bir zamanların gözde kumaşıydım. Ama
>ÅŸimdi
>eskisi gibi bana raÄŸbet etmiyorlar. Modam geçmiÅŸ. Renklerim canlı deÄŸilmiÅŸ.
>YaÅŸlı iÅŸiymiÅŸim. Bu yüzden diÄŸer parlak renklerin altında kalmış, ezilme
>tehlikesiyle karşı karşıyaydım. O karanlık ve tozlu yerde yıllardan beri
>bekliyordum. Üstümdeki top kumaÅŸların parçaları bitiyor, yenileri
>geliyordu.
>Ustam kumaÅŸları düzlerken bazen bana gözü çarpıyor, esefle "Yer kaplıyorsun
>yıllardan beri burada. Seni artık buradan kaldırmak gerekiyor" diyordu
>kendi
>kendine. "Hayır" diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum. "Bir gün
>elbet beni de alan biri bulunacak" Diğer havalı renkler alay ederek "Komik
>olma, artık senin yüzüne bakan bile yok" dediler. "Bir de bize bak. Ne
>kadar
>da güzeliz! Renklerimiz ÅŸeker gibi. Desenlerimiz göz alıcı. Oysa sen ne
>kadar da iç
>karartıcısın!" Kendimi savunarak "Hiç de iç karartıcı deÄŸilim!
>Bir zamanlar ben de yok satıyordum. Aranan bir kumaştım!"
>
>"O bir zamanlardı şekerim, şimdi bayanlar kendilerinin farkına vardılar.
>Daha güzel olmak istiyorlar. Daha çekici, daha göz kamaÅŸtırıcı olmak
>istiyorlar. Ama sen mahkeme suratlısın!" dedi uçuk bir pembe kumaÅŸ. İşte
>her
>gün böyle sözler duyuyor, gittikçe daha derinlere doÄŸru kayıyordum. DoÄŸru
>söylüyorlardı. Benim çoktan modam geçmiÅŸti. Oysa önceden bayanlar dikkat
>çekmemek için beni tercih ederlerdi. Benden genellikle baÅŸörtüsü
>yaparlardı.
>Ben bunları düÅŸünürken içeriye genç bir bayan girdi. Ağır tavırlarıyla,
>sade
>giyimiyle vakarlı birine benziyordu. Ben bütün olanları diÄŸer kumaÅŸların
>altındaki küçük bir aralıktan izliyorum. Ustam müÅŸteriyi görünce "buyurun
>küçük hanım, yardımcı olabilir miyim?" dedi. Genç kız sakin bir
>edayla
>bakışlarını kumaÅŸların üzerinde gezdirip "baÅŸörtülük bir kumaÅŸ arıyorum"
>diye bir kuş gibi şakıdı. Bunu duyar duymaz, kalbimden vurulmuştum. Bizim
>bulunduÄŸumuz yere doÄŸru geliyorlardı. Üstümdeki uçuk renkli kumaÅŸlar
>güzellik yarışına girmiÅŸ gibiydiler. Benim duyduÄŸumu onlar da duymuÅŸ
>üstümde
>debelenip duruyorlardı. Fısıldayarak "susun geliyorlar" dedim.
>
>Portakal rengi bir kumaÅŸ "Eee sana ne oluyor? Biz varken senin hiç ÅŸansın
>yok!" dedi eÄŸlenerek. "Åžans mı, kader mi göreceÄŸiz!" dedim. Genç kızın beni
>görmesini çok arzu ediyordum. Ama nasıl? O kadar derinlerde kalmıştım ki,
>ustam beni zahmet edip çıkarır mıydı? Ustam eline fıstık yeÅŸili bir kumaşı
>alıp "Küçük hanım bu renk size çok yakışır. Åžimdi genç kızlar hep bu
>renklerden alıyor." dedi. Genç kız kumaÅŸa göz ucuyla bakıp pek tenezzül
>etmedi. DiÄŸer kumaÅŸları inceliyor gittikçe gül
>yüzüne bir kaygı gelip
>oturuyordu. Ustam da genç kıza yardımcı oluyordu. "Yine siz bilirsiniz ama
>bence yaşınıza ÅŸu pembe, turuncu rengi çok uygun." dedi. Renkli kumaÅŸlar
>hep
>bir ağızdan "Eveeet!" dedi. Kendimi göstermek için büyük bir çabaya
>girmiÅŸtim. Ama diÄŸerleri beni itekliyor, kendileri öne geçmek için beni
>eziyorlardı. İyice bunalmıştım. "Ahh boÄŸuluyorum, çekilin üstümden be!"
>diye
>bağırmak istiyordum. Mutlaka beni arıyordu. Genç kız hayal kırıklığıyla
>"Aradığım burada değil galiba!" dedi.
>
>"Buradayım küçük hanım, ne olur devam edin!" diye bağırmak istiyordum. O
>kadar altta kalmıştım ki, gördüÄŸüm tek ÅŸey karanlıktı. "Allah'ım ne olur
>bana yardım et!" dedim debelenerek. Genç kız kumaÅŸlara üzgün bir ÅŸekilde
>bakıp "TeÅŸekkür ederim." dedi ustama. İşte, gidiyordu. Ustam desen beni
>unuttu. "Usta! Duymuyor musun beni? Bak ben buradayım!"
>dedim çaresizlikle.
>Biliyordum ki beni duymayacaktı. Kaderimin gül yüzü gidiyordu iÅŸte. Ustam
>üstümdeki kumaÅŸları düzlerken bir ÅŸey hatırlamış gibi birden "Küçük hanım
>bir dakika!" deyip üstümdekileri boÅŸaltmaya baÅŸladı. Aman Allah'ım, giderek
>rahatlıyordum. Ferahlıyordum. Diğer kumaşlar mızmızlanıyordu. Kıvrak bir
>hareketle beni hızla çekip "Seni tamamen unutmuÅŸum" dedi kendi kendine
>yine.
>"Alıştık usta artık buna" dedim. Genç kız beni görünce hızla yanımıza
>geldi.
>Gözleri ışıldıyordu. Bana sevgiyle dokundu, iÅŸte birbirimize ilk
>sevdalandığımız an. Gözlerini benden alamıyordu. Ben de onun gül yüzünden.
>Kader bizi bir araya getirmişti sonunda. Diğer kumaşlar bize gıptayla
>bakıyordu. Bilge bir kumaÅŸ "Eyvah" dedi. "Eyvah, çok gözyaşı göreceksin!"
>"Evet," dedim, "mutluluk gözyaÅŸları..."
>
>Eve geldiÄŸimizde genç kız dakikalarca aynanın
>karşısında benden gözünü
>alamadı. Yıllardan beri böylesine deÄŸer verilmemiÅŸti bana. Beni başına
>örtüp
>namaz kılıyor, Kur'ân okuyordu. Hiç böyle duygular yaÅŸamamıştım. Dışarıda
>gül yüzlümü bir kalkan gibi koruyor, kem gözlerden saklıyordum. Onunla çok
>güzel günlere ÅŸahit oldum. ArkadaÅŸları tarafından çok sevilen bir kızdı.
>Bazen dostluklarını kıskanıyordum. Benim onu sevdiğim gibi acaba o da beni
>seviyor muydu? Sürekli ders çalışıyor, kitaplar okuyor, uzun uzun
>düÅŸünüyordu. Bazı geceler masanın başında uyuyakalıyordu. Kimi zaman
>uzaklara dalar, akÅŸam olduÄŸunda bir nilüfer gibi kendini iç dünyasına
>kapatırdı. Sonra gözleri bana kayar, gül yüzü gerçekten bir gül rengini
>alırdı.
>
>Bir gün ikimiz de korkunç bir ÅŸeyle sarsıldık. Mutlu günler sona ermiÅŸti
>artık. Gül yüzlüm artık okuyamayacaktı. Okuluna devam edemeyecekti. Okuma
>hakkını
>elinden almışlardı. Çünkü beni tercih etmiÅŸti. BaÅŸörtüsünü...
>Olmadık hakaretlere uğruyor, herkes geleceğini bilir gibi karanlık masallar
>uyduruyorlardı. Artık bizim için yeni bir süreç baÅŸlamıştı. Gül yüzlüm
>baskılara direnecek, kendisiyle aynı yasaklara maruz kalanlarla yeni ve
>anlamlı dostluklar kuracaktı.. Zulme, sürgüne duçar edilmiÅŸti. Bu bir
>baÅŸörtüsü sevdası olmalı. Sabret gül yüzlüm, sabret! Åžu an karanlık. Belki
>gecenin en koyu olduÄŸu bir vakit. Åžafak yakındır gül yüzlüm, ÅŸafak
>yakındır. BaÅŸak baÅŸak olacak bir gün ümitlerimiz. Allah'ın rahmet kanadının
>altında buluÅŸacak bir gün ellerimiz... 


Tarih: 07:25, 28/11/2009 Kategori: ilgincolaylar
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

masal


Doğuda bir baba vardı
Batı gelmeden önce
Onun oğulları batıya vardı

...

Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç deÄŸiÅŸmeden
Babam öldü acılarından kardeÅŸlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni deÄŸiÅŸtirmeden
DoÄŸulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değiştirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim deÄŸiÅŸecek toz ve toprak olacak belki
Fakat deÄŸiÅŸmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boÅŸuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göÄŸe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı


Masal - Sezai Karakoç



--
"Bazen bir kuyuya benziyor hayat; kör, pis, zehirli bir kuyuya. BoÄŸuluyorum, ölüme koÅŸacak mecalim kalmıyor, kimseyi görmüyor gözüm. Sevdiklerim yabancılaşıyor. Kitaplar tuÄŸla oluveriyor birden. Dostlarımın sesini tanımıyorum. Varlığım bir tele asılıyor. Bir kâbus bu, bir hastalık. Gözlerimi kaybettikten sonra bu kuyuya sık sık düÅŸtüm... İstediÄŸini yapamamak, sakatlığımdan doÄŸan bir aciz"

Cemil Meriç

Tarih: 21:11, 27/11/2009 Kategori: ilgincolaylar
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->