evli ve 4 çocuk annesiyim medine de yaşıyorum hayatta en cok deger verdigim sey önce Rabbim sonra Rasulum sonra biricik eşim ve ailem veeeeee dostlarimdır.aranızda olmaktan çok mutluyum en büyük emelim rabbime iyi bir kul rasuluma layık bir ümmet olabilmek.
birilerine faydalı olabilmek en büyük amacım inş mevlam muvaffak eyler amin
sadece kuranla konuşan bir kadının ibretlik hikayesi....
sadece kuranla konuşan bir kadının ibretlik hikayesi....
HERÅžEY KURANDA VAR
Tebe-i Tâbiîn neslinden Abdullah ibn Mübarek hazretleri anlatıyor:
Hacca gidiyordum. Irak-Suriye topraklarından geçerken yalnız bir kadına rastladım. Selâm verdim; selâmımı “Söz olarak Rahîm bir Rabden selâm sözüdür onların duyacağı” (Yâ-Sîn: 58) âyetiyle aldı. “Buralarda ne yapıyorsun?” diye sordum. “Allah kimi yoldan çıkarmışsa, ona yol bulduracak yoktur” (A’râf: 186) âyetini okudu. Anladım ki, yolunu kaybetmiÅŸ.
Nereye gittiÄŸi soruma “Bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan alıp Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ı tesbih ederim” (İsrâ: 1) âyetiyle karşılık verdi. Anladım ki, geçtiÄŸimiz hacc mevsiminde haccını tamamlamış, Kudüs’e gidiyor.
“Ne zamandan beri böyle yolunu kaybettin?” dedim. “Tam üç gece (yani üç gündür)” (Meryem: 10) dedi.Yiyecek verme teklifinde bulundum. “Sonra orucunuzu gün batıncaya kadar tamamlayın” (Bakara: 187) âyetini okudu. “İyi de Ramazan’da deÄŸiliz” dedim. “Kim Allah için nafile bir hayır yaparsa, Allah her hayrın karşılığını verendir, her ÅŸeyi hakkıyla bilendir” (Bakara: 158) âyetiyle cevap verdi.
“Yolculukta oruç açılabilir” dedim. “Ama orucu tutarsanız, bu hakkınızda daha hayırlıdır” (Bakara: 184) âyetini okudu. Niye benim gibi konuÅŸmadığını sordum. “AÄŸzından tek bir söz bile çıkmasın ki, yanında onu gözleyen ve o sözü kaydetmeye hazır bir gözcü bulunmamış olsun” (Qâf: 18) dedi.
“Kimlerdensin?” diye sordum. “Bu konuda bilgin yok (ailemi söylesem de tanımazsın). Sonra göz de, kalb de (görmeden, kesin bilgiye dayalı olmadan verdiÄŸin her hükümden) sorumludur” (İsrâ: 36) âyetiyle cevap verdi. “Hata ettim, hakkını helâl et!” dedim. “Bugün size kınama yok. Allah, sizi bağışlasın” (Yusuf: 92) dedi. Deveme bindirip kafilesine ulaÅŸtırma teklifinde bulundum. “Hayır adına ne iÅŸlerseniz Allah onu bilir” (Bakara: 215) âyetiyle mukabele etti.
Devemi yanına getirdim. Binecekken, “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30) âyetini okudu. Gözlerimi çevirdim; binecekken deve ürküp kaçtı, bu arada elbisesi az yırtıldı. “Başınıza musibet olarak ne gelirse, bu bizzat iÅŸleyip, onu hak etmeniz sebebiyledir” (Åžûrâ: 30) âyetini mırıldandı.
“Sabret, deveyi baÄŸlayayım!” dedim. “Bu hususta Süleyman’ı anlayışlı ve daha isabetli davranır kıldık” (Enbiyâ: 79) âyetini okuyarak, devemi yönlendirme konusunda benim daha baÅŸarılı olduÄŸumu kasdetti.
Deveye bindi ve “Bunu bize baÅŸ eÄŸdiren Allah’ı tesbih ederim; yoksa bunu biz baÅŸaramazdık. Ve sonunda ÅŸüphesiz Rabbimize döneceÄŸiz!” (Zuhruf: 13-14) âyetlerini okudu.
“Haydi!” diye deveyi hızlandırdım. “YürüyüÅŸünde (ve davranışlarında) vakur ol ve sesini yükseltme. Seslerin en çirkini, (bağıran) eÅŸeÄŸin sesidir!” (Lokman: 19) mukabelesinde bulundu.
“Åžiir okumak haram deÄŸil ki!” dedim. “Bu hususu ancak gerçek idrak ve basiret sahipleri düÅŸünüp anlar!” (Bakara: 269) cevabını verdi.
Bir süre gittik; sonra evli olup olmadığını sordum. “Ey iman edenler! Cevabı verildiÄŸinde sizi üzecek meselelerden sormayın!” (Mâide: 101) âyetini okudu. Derken kafilesine ulaÅŸtık ve “Kafile içinde kimsen var mı?” dedim. “Mal ve evlât dünya hayatının süsüdür!” (Kehf: 46) dedi. Anladım ki, evlâdı var. İsimlerini sordum. “Allah İbrahim’i dost edindi; Allah Musa ile konuÅŸtu; Ey Yahya, Kitab’a kuvvetle tutun!” (Nisâ: 125, 164; Meryem: 12) âyetlerini okudu.
“Ey İbrahim, ey Musa, ey İsa!” diye kafileye seslendim. Nur yüzlü üç genç “Buyur!” diye çıkageldi. Onlara para verip, “Bununla içinizden birini ÅŸehre yollayın! Yemeklerin helâl ve temiz olanına baksın ve size bir yiyecek getirsin. Dikkatli davransın!” (Kehf: 19) dedi. Yiyecek gelince bana, “GeçmiÅŸ günlerinizde yaptıklarınızın karşılığında ÅŸimdi afiyetle yiyip için!” (Hâqqa: 24) dedi. Çocuklara, “Annenizin bu durumunu bana söylemezseniz bu yemekten yemem!” dedim. “Annemiz” dediler, “AÄŸzından Cenab-ı Allah’ın gazabını çekecek yanlış bir söz çıkar korkusuyla 40 yıldır böyle sadece Kur’an’la konuÅŸur.”İbn Mübarek, bu hadiseyi Kur’an’da her ÅŸeyin bulunduÄŸuna delil olarak anlatırdı.
Åžüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklardır. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler. Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler. (Görevli meleÄŸe ÅŸöyle seslenirler:)“Ey Mâlik! Rabbin bizim iÅŸimizi bitirsin.” O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der. Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoÄŸunuz haktan hoÅŸlanmayanlarsınız.
Ebu Musa el-EÅŸ'arî'den rivayetle, Resûlü Ekrem Aleyhisalatü Vesselam buyurdular ki:
"SorumluluÄŸuna bırakılmış malı, verilmesi istenilen kimselere gönül hoÅŸluÄŸu içinde eksiksiz ÅŸekilde teslim eden güvenilir bir müslüman veznedar; (yaptığı tüm ödemeleri, kendi malından) tasadduk etmiÅŸ gibi sevap kazanır."
(Buhari/Zekat 25; Müslim/Zekat 79)
---
Milyarlar, trilyonlar kendisine emanet edilmiÅŸ (güvenilir) bir veznedar, vazifesini gönül hoÅŸluÄŸu içinde, eksiksiz ÅŸekilde yerine getirirse, Allah onun elinden geçen bu milyarlarca lirayı sanki kendi malıymış da ihtiyaç sahiplerine sadaka olarak dağıtıyormuÅŸ gibi kabul eder. DürüstlüÄŸünden dolayı onu büyük sevaplarla ödüllendirir.